Hikmet KIZIL

Yuda Öpücüğü Bu linki sık kullanılanlara ekle

Cumartesi, Ağustos 14th, 2010

 

YUDA ÖPÜCÜĞÜ

I.

 

Rivayet olunur ki Hz. İsa’yı ihbar eden hain, İsa’nın havarilerinden Yuda adında biridir. Ya da gerçek ismiyle Yahuda İskaryot.

 

Hz. İsa’yı onu yanaklarından öperek ihbar edeceğini söylemişti, Hz. İsa yemekten sonra zeytin bahçesinde gezerken  Yuda ona yaklaştı ve riyakarca yanaklarından öptü, o zaman askerler İsa’nın üzerine atıldılar .. Yuda’nın öpücüğü, bir ihanet resmi. O gün bugün Yuda batı sanatında içinden yılan çıkan bir kadehle simgeleştirildi..

 

Askerler üzerine üşüşünce en sevdiği havariler onu terk ettiler. En güveniliri, en sadığı olduğu düşünülen Petrus bile üç kez inkâr etti İsa’yı.

 

İsa öldürülecekti, karar çıkmıştı. Filistin’de Roma temsilcisi Vali Pilatus tarafından da bu kararın onaylanması gerekiyordu. Pilatus İsa’nın masum olduğuna inanıyor, onun kurtulması için de içten içe planlar yapıyordu ama başaramadı. Çarmıh kararı hükümet konağından çıkmıştı.

Vali Pilatus halkın gözleri önünde ellerini suyla yıkadı ve suçunun olmadığını bu şekilde ima etti sanki. Bu su Pilatusun kefareti oluyordu. Ya da Pilatus öyle olmasını umuyordu.

 

Hepimizin hayatında bir Yuda öpücüğü olmuştur ya da bir Petrus riyakarlığıyla karşılaşmışızdır ve ya masum olduğunu iddia eden bir Pilatus tanımışızdır..

 

Birlikte yürüdüğünüz yollar tükenmiş artık bir kesişme noktasındasınızdır ipler koptu kopacaktır, siz yaptığınız amellerin neticesini umarken hesabınızda olmayan gelişmelerle karşılaşırsınız. Yuda sizi öper, Petrus üç kez inkar eder sizi ve Pilatus masum olduğunuzu söyler fakat çarmıha yollar sizi.

 

Siz sırtınızda erguvan çiçeği renginde bir elbiseyle, yüreğinizde burkulmalarla, infiallerle ve yüreğinizin üstünde yanan ve acı veren bir ateş topuyla yürürsünüz çarmıha..

 

Ağlarsınız içinizden, ama akmaz göz yaşlarınız.  Pilatus çıkarır elbisenizi ve “Ecco Homo” der (işte insan, işte o adam!) . çarmıha yaklaşırsınız son kez bakarsınız kavminize ifadenizde ızdırap vardır, ölmekten korkmazsınız o an ama ihanet içinize oturmuştur. Çarmıh geçirilir sırtınıza ve Golgotha’nıza doğru sırtlarsınız çarmıhınızı, bir ara sendelersiniz ama güçsüzlükten değil ızdıraptan ..

 

İsa golgothaya çıkarken tökezlemeden önce

Önü sıra sendeleyip ayağı burkulan bendim

Yar idim dulda saydı beni açmak isteyen gonca

Dert oldum hiraya beni teskine geldi efendim

                                                    ( i.özel)

 

İki hırsızın arasında götürülürsünüz ölüme ızdırapla geçersiniz kendinizden..

“ Tanrım! Tanrım! Beni niye terk ettin!” diye haykırırsınız..

 

üç meryen kalır yanınızda..

 

“ilk taşı, içinizden günahı olmayan atsın”

 

Hepimizin hayatında vardır bir Yuda öpücüğü. İhanet dokunmuştur bir gece vakti yüreğimizin en tenha yerinde. Bir ateş ülkesinden geçerken aşkın yalın tarihine akıtmışızdır gözyaşlarımızı.

 

hikmet kızıl

Hubut ve İfrit Bu linki sık kullanılanlara ekle

Pazar, Aralık 27th, 2009

hubut ve ifrit

I.

Umarsızlık…

Esrik, başıboş, seyyal gölgeler

Ansızın döşümüzde sağanak bir acı,

Sapan taşlarında ölen insanlık,

Bütün sözcüklerin nihayeti…

Bir cümle, bütün kalpleri öksüz bırakır,

Şuramızdan bulvarlara dökülür çocukluğumuz.

Hüzzam bir eylül tadı

Kapımızda akşamlar, hazin gecelere ulanır,

Yağmur bir seher tadında..

II.

Umarsızlık…

Yıldızları kayıp bir çağın çocukları,

Yana toprağın buğusu

Kekre bir tat…

Bir sır yeniden

Ve bir ayrılık,

Yüz yüze, usulca.

Lirik ve kederli şiirler

Şuara semtinde kayıp gölgeler..

Munis bir acı,

Bir kağıt aklığından

Moderne bulaşan ins…

Kocaman bir karanlık,

İnsanlığımızdan utandıran…

İpotekli yaşamlar

Savruluyor sözler,

Bir dağ bir nehir,

Hepsi hepsi yaşamak.

Genzimizde acı bir tütsü

Çığlık çığlığa bir sessizlik,

Bir şair öldü belki

Ya da bir çocuk…

İki güneş ırmağı göz,

bir yürekte batıyor

sussam ölü diyecekler,

konuşsam recm…

III.

Öfkeli… tedirgin…

Sükut-u hayal, bir kalp çarpıntısı

Bir intihar, bin telaş,

Ecel ve emel,

Acıyı koynunda büyüten çocuksuz anneler.

IV.

Bilirim deniz öpülmez

Halelidir ay dediğimiz,

Bazı gözler denizdir , mukim…

Bütün dilleri bilsem de mavi yetimdir,

Ruhunu moderne satmıştır,

Masallarını yitirmiş uygarlık…

Uçup gitmiştir denizin mavisi,

Eflatun bir ölüm,

Gökyüzü aynı,

Söylenmemiş mısra tadında,

Yalansız, hilesiz, riyasız bir soluk…

V.

Hiç durmadan yağmur yağsın,

Buğusunu camlara çizerim en çocuk yanımla,…

Başımı sessizce koyarım omzuna

Tanıdık kederler adına,

Işıkları yanmayan evler adına,

Mavisini yitirmiş denizler adına,

Gürültüsüz, kavgasız

Sözcükler adına…

VI.

Erguvan gecenin burcunda bir tuhaf şarkı,

Şavkını sevdanın müebbetine sürmüştür,

Zamansızlığın hatrına

Eylülün hatrına

Gül-ü reyhan hatrına

Kuşatma içimdeki sevinci..

Ağuları alınmamış bir dünya kaldı elimde,

Hadi ver ellerini

Ölümse birlikte ölelim…

Ben ki ustayımdır ölmeklerde.

Özlemleri kutsayan başaklar için,

Senin için,

Sensizlik için,

Bütün yalnızlar için,

Şarkısı bitmiş albümler için,

Behramoğlu için;

“bu aşk burada biter ve ben çekip giderim

Yüreğimde bir çocuk cebimde bir revolver

Bu aşk burada biter iyi günler sevgilim

Ve ben çekip giderim bir nehir akıp gider”

İyi günler sevgilim…

hikmet kızıl

Umut Adlı Yalnızlığa Zeyl Bu linki sık kullanılanlara ekle

Pazartesi, Kasım 23rd, 2009

UMUT ADLI YALNIZLIĞA ZEYL


 


Acılarımı döktüm avuçlarına onlara iyi bak


Dizili adımlarla ölüm gerildi saçlarıma


Uğuldayan bir şey bu yalnızlık


Yamalı yorgunluklar kapımızda/


Telaşlı sözcükler gerili sözlüklerde


Bütün sözlükler aşkı Latince yazmaz elbet


aşk bir müntehir telaş gibi


modern kokan her şeyden ırak.


 


Korku bir yüz karası


Utandırıyor aşk, tarih öncesini bile


Yazacaktın müellifi istifham olan


Cevapları da…


 


Şair! alaycı ve delişmen mısraların var


Tutunduğun şey her ne ise


Bizden bişey..


 


Aşkları şiirler yıkıyor gibi


Boşluğa asılmış küf yeşili bir bakış


Bir çenginin ateşten sözleri


Rilke gibi naif ,sen kadar munis…


 


Şair!


Keder aşkın ikizidir


Kendi cümlelerinle asılacaksın,


Dar’ı hüzün olan sularla..


İzi çoğalacak yalnızlık dediğin her neyse..


Rüzgar dilinden sözcükler,


Hiç söylenmemiş ölümlere ulandı


Açıldı ölümün gözleri


 


Cennete gidecek vurulduğu an


Boynunda muska tutan çocukların.


Bütün hüzünler mümkündür


İnce belli bardağa değdirdiklerimiz


Dudaklarımızdaki ebedi sabah


Mümkündür gürültüsüz


Bir veda içinde fısıldamak aşkı.


 


Gün gibi diri acı dediğin


Ağulu bir ardıç kuşu


Yüzümüzü biriktiriyor gece


Silik, umarsız, gizil…


 


kefle yazılmış keder


içten içe çimlenen


memnu bir hayal bu öğrettiklerin


 


şair!


 


Sen vurmasaydın


bir yerlerde


Çocuk yüzüyle bekliyor olacaktı/


umut bizi/…


 


hikmet kızıl

Fair Up! Bu linki sık kullanılanlara ekle

Perşembe, Ekim 15th, 2009


FAİR UP!

Kim neye benzer bilinmez, kim neye öykünür

Kim neyin telaşında,bir şair neden küfreder mesela?

Ve sabah namazına neden geç kalır

En sufi telaşlar arasında…

Şimdi bize bir kelime gerekli

Kerim olan rabbimiz,

İşitip itaat edenleriz.

Kelime gerekli bize

Wertherin acısı için

Aragon için ve diğerleri için…

Korku biçilen kaftan şuara için

Duygular yıprak, hüzün eylül tadında,

En katran kelimeleri zerk eylemek üzre

Bir müntehir büyütüp durdum,

Yaşım ölümle daim kardeşken,

Şah damarıma sürdüm ol mahir kelimeleri…

Ölmeyip durdum işte bu acıydı…

Süreğen tüm fiiller adına

Mişli geçmişler adına

Ve -ecekler -acaklar için

Ölmeyip durdum oysa;

Kurgum bu değildi tahkiye anakronik…

“Evlerinin içi gurur döşeli “

Diye başladı şair, kelimeler kelimeler…

Karabasanlarla akraba kelimeler.

Oylumlanıp durur bir yere mıhlanmak diler

İlle uğultu, ille yalın ve kesif bir acı…

Yalan bir masal adına

Yalan şairler adına

Kelimelerin namusunu kirleten ey şarlatanlar!

Size sesleniyorum evet size,

Sen kartvizitinde şair yazan!

Ve sen ak kağıtları kirleten şaki!

Arzuyu tanrı edinen ötekinin evladı !

Zaman duracak ve duracak döngü,

Hesaplar adına lanet sana ve

Kelimeler adına defol buradan..

Kelimeler, inançsız bir adamın imanıdır

Koruyan ve kollayan bir silüetin remzi,

Ruhumu sarhoş eden her şey ,

Kör ateş, kadın aşkı, şehvet, tüm hesaplar!

Sokak sesli arzuların firarıdır.

Kelimeler evvelin ve ahirin…

Kelimeler intikamın küçük elleri

Yakanızda o kelimeler yakınınızda

Gelecek evet ,gelecek olan,

Çaresizlik eğrisi, gururlu mısralar…

Poetik bir sancı kör karanlık,

Hayat bağışlayan bir mısra,

Bulacak elbet sizi…

Kaptanı nuh olan elbet korkmaz denizden,

Bir firavunun imanı Kızıldeniz kadar umman,

Tuna kadar kederli, önyargı kadar çaresiz…

Evet bir çare !

şahdamarı kopmuş şiir, biçare

Telifi ödenmemiş hüzünler adına…

Nabzımı terletiyor işte şiir dediğim,

Şeyh galip şimdi galip…

Şiir inleyen nedim adına

Ey şuara, ey bez-mi şuara!

İmdi Allah aşkına FAİR UP!

hikmet kızıl

Aşk Defteri Bu linki sık kullanılanlara ekle

Perşembe, Eylül 17th, 2009

AŞK DEFTERİ …

                                                                                Dilemma için….

 

(sahra ,ben ve defter bir haftalığına. Aşk inzivasında…..)

 

Haykırmaktır içindekini …Yazıların aslı sen de  mevcut ise de kanıtı bırakılmalı aleme…okunmalı bu AŞK yürekle bu yüzden  seçtim bu defteri, bu defter sevgiliden bir parçadır; asla!!.. notların yazıldığı ucube  defterlerden değil… Eskiden mendil düşürülürdü  ya , naif sevgiliden yere, o mendil alınır  en değerli parça hükmünde kalbin üzerinde saklanırdı..

 

Her harfi AŞK kokan ,hüzün makamından notaları besleyen,Sabah meltemi kıvamında mutluluk kokan bir defter bu !..Sevgiliden…

 

Ah!! Sevgili….

   

Defterdir o işte!..… .hilkatimi zorlayan bir defter..Seni anlatan ,sana susayan Sen kokan sevgili ..Sen kokan  O defterin uhrevi bir tarafı vardır, eline alırken dünyanın en kutsal eserini alır gibi alırsın…AŞK meleğinden gelmiştir vahyin yazıtları…

 

“Arz-ı hal etmeye cana seni tenha bulamam
Seni tenha bulacak kendimi asla bulamam”

 

Sevgiliyi tenhada bulup aşkını ilan edercesine bir şeydir artık o defter.Asla masaya bırakmazsın, diğer arkadaşların göremeyeceği bir yere koyma dürtüsü içini alıp götürür. O dürtünün esiri olursun, bildiğin en mahrem köşeye koyarsın o defteri, emin olunca yerinden defterin, yani bildiğin en muhkem yere koyduysan, derinden bir oh çekersin ve gülümsersin…

 

Sen hayatımın imzalanası sayfalarısın ..beyaz kendi yazıyor AŞKı…”  diyor… Dervişim !!

 

-  AŞK ı yaşamakmış meğer..platonikte olsa doğru değil mi dervişim..??

 

-“Platonik aşk yoktur .ruhum ruhuyla buluşmuyorsa yarımdır. Aşk, ikinin bir olmasıdır, karşılık bulmuyorsa o aşk değildir..

 

-Belki de aşk yarımdır, tam olmamaktır, birinden bir şey beklemeden sevmek aşk değil midir bu ulvi bir şey değil midir?  dedim..?

 

“-AŞK dünyada elde edebileceğin en büyük makam”   dedi dervişim

 

-Aşkta, matematikte olduğum kadar zayıfım usta! Aşkı öğreneceğim sonunda sanırım..

 

- AŞK öğrenilmez yaşanır… buyurdu dervişim..

 

Defter evet! O deftere sevgilinin eli değmiştir kokusu sinmiştir, koklamak, o kokuyu en derine çekmek istersin; ama korkarsın…

Mahremliğine dokunmaktır..Kendi gözünden sakınmaktır..Heveslerini dahi gömersin toprağa , beyaz sayfaların yazacağı AŞK ın hatrına… 

 

Cennetten kovulma pahasına olsa da, sevgili için o elmayı getiren Ademce cesaret kuşatır yüreğini…

 

Koklarsın… Cennetten bir koku alır ciğerlerin, yetmez bir daha koklarsın, dünyanın en güzel kokusudur o, başkasının koklamasına tahammülün yoktur fakat başkası koklarsa, o kokuyu alamaz bundan da eminsindir..

 

Dünyanın en güzel defteridir o, nakış nakış senin için yazılmıştır,

O an Karunun hazineleri senindir…

 

Aklın alır âşıkın neşve-i humâr-ı aşk
Gecesi gündüz olup doğar mihr-i yâr-ı aşk

 

Gece gündüz birbirine girer, günler kovalar birbirini. Defteri geri verme günü yaklaşmaktadır. Hayır hayır! Defteri verme günü değil, Yusuf’un kuyuya atılışıdır o an, sevgiliden ayrılma günü, ıstırap tarlalarında korkuluk olmaya yaklaşma günü…Hiç bu kadar çaresiz hissetmemişsindir.

 

“Şirler bile pençe-i kahrımda olurken lerzan
Beni bir gözleri ahuya zebun etti felek”

 

O an gelir, zebun halde verirsin defteri. Bir hafta sevgiliyle aynı evde, göz göze olmuş kadar mutlu olmuşsundur oysa … Ama yine de ayrılık gelmiştir…

 

Âh mine’l-aşkı ve hâlâtihî

Ahraka kalbî bi-harârâtihî

 

Defteri verirken elin titrer, kalbini verir gibisindir. O an içindeki bütün organları dışarı kusmak isteyen bir duygu kaplar içini.

”Bu defter bana da ait” sorguları zorlar beynini..emanetin dönüşünde..

 

Teşekkür edersin ,büyük bir dertten kurtardığını söylersin; fakat hepsi yalandır. Aslında notları hiç okumadığını bilirsin, sadece onları koklamışsındır…

 

Gözlerine yaşlar hücum eder, ellerinde yine o defter vardır. O an dursun dünya istersin, sonsuza kadar öyle kalmak dilersin fakat zaman acımasızdır.

 

Göz açıp kapayıncaya kadardır, defter geri verilmiştir….

 

Bir hüzün bütün ağırlığıyla çökmüştür kalbine dayanılmaz bir hicran yarası almıştır kalbin, koskoca ordun yenilmiştir….

Sen o ordunun kumandanı, zebun olmuşsundur o gözleri ahu olan sevgiliye…

 

Mecnun ile bir mektebi-i aşk icre okuduk 

Ben Mushafı hatmettim, o Leyli’de kaldı.

 

(Derviş ağlamaya başladı burada)…

 

Kader ağlarını örmektedir kaderin işi budur sızlanmak boşuna …O ağları hep aşıklara örer…

Bir gün bir başkasının elinde görürsün o defteri, evet o defterdir yanılmış olman mümkün değildir…

 O defteri başkasının elinde görmek bir dağ kütlesinin üzerine yıkılmasıdır. İmandan inkara kaçmak gibi ,vahdetten kesrete düşmek gibi, bekadan fenaya yuvarlanmak gibidir…

Aşk mıdır ki bu Muhibbî sinesine dağ vurup
Ahir anın gözleri yaşını derya eyleyen…

Hüzün yıkılmaz Bir kale gibi otağ kurar benliğine , sarılırsın kendine, yaralarına…ama sabredersin.  Bir yaradır bu.. ..Eyyup o yaralarla aşkı buldu sonuçta…

Hayır derviş !!!hayır!! morallenmek yasaktır ruhuma…

“Hüma kuşu yere düştü ölmedi

Dünya Sultan Süleyman’a kalmadı

Dedim yare gidem nasip olmadı

Ağlama gözlerim Mevla kerimdir”

Aşk diri bir öfkedir. Uğultusu tinin derinlerinde sürekli yankı yapar. Yankılandıkça hışmı artar aşkın. Dinmez. Deli yağmurda -saçak altında- bekleyen insanların kesilecek bir yağmuru vardır ,ama Aşk kesmez kendini.

…Dinecek deli bir yağmurdan -saçaklar altında, ağaçlar altında,Korunmak ne kelime …ISLANMAK’tır… Aşk’ın bulutları başka, yağanı başkadır…

En korunaklı yerdesin ..En dayanılası…Sevgili’nin yüreğinde..,

Dervişim..!.

Güneşin hükmünde hangi güne sığınsam gece gölgeliyor ..karartıyor.. ve artık sukut oluyor yoldaşı  gecenin..Kumsaatinde yolculuk eden uçurumun kenarında ki  aşkların kafa tutması niye??

—Tufan ..tufan çığlıklarla direnebilen ve felaket sonrası ayakta kalabilen “bir  insan”
Yerde yatanlardan olmaman “Haykırma” imkanını veriyor….Sevgini…

AŞK omuzlarında gezdireceğin gönüllü rızalık apoletleri değildir…Direnme halidir..

Diyelim ki yok böyle bir çığlık ve diyelim ki güneş hep alnımızın çatından vuracak bizi her sabah…

Gece hiç düşmeyecek aydınlık yanlarımıza….

Eee, “sorgu melekleri” bırakacak mı Senin yakanı..?Sonun da kıyamet kopacak elbet..
Ne yani kanamayacak mı  AŞK defterini tutan ellerin ?

Belki…Bir ihtimal…Sanırım namümkün…

Sana küçük bir sır vereyim mi??Muhanneti uzak tut ruhundan…Ve defteri elinden HİÇ…bırakma!!Bırakırsan bitersin…dedi ve kayboldu dervişim..

 

Gözlerimi açtığımda yanımda SEN vardın….Bir de bağrıma sımsıkı bastığım AŞK defterim…..

 

hikmet kızıl




Powered by Aykırı Edebiyat | Aykırı Edebiyat tarafından yapılmıştır.