Atilla AKIN

Huysuz Bir Dilencinin Gezi Notları Bu linki sık kullanılanlara ekle

Perşembe, Şubat 11th, 2010

Huysuz Bir Dilencinin Gezi Notları

Yağmura yataklık eden

izbe odaların

bol gedikli duvarlarında avuttuğum

vaşak huysuzluk

bir sara nöbeti arsızlığında dertlenir

çarmıhı fısıldardı gövdeme

irin akıtan bir volkandı

gövdemde rahatlık

gövdem ağlanırdı

maskarası olurdum örümceğin

acıya aldatmasaydım tırnaklarımı

tan ağrıları bıçak sırtında delişir

öylece kanıma yaslanırdı

buza kesmiş saçlarım

kafatasımda parçalanırdı

ve ben

herkesin çarpıcı bir serüveni olmalı

itici sloganları, agresif tavırları diyordum:

kıvrak sokulmak için müzmin fotoğraflara

böyle diyordum ama

kalmışsa keşfedilmemiş bir ada

kalmışsa ten görmemiş gölgelik

onu da kendime istiyordum

kimseye şans tanımıyordum

ölüm yüzüme tüylerini dökerdi

telâşla uyanıp toprağa serpilirdi

çocukluğumun ergen yaraları -kuşlar-

kuşlar, esintisi vahşi kuşkuların

benden gitmeyen kokusu

nemli otların

incinmiş bir hevestim işte

havsalamda

gün geçtikçe daha bir tortulaşan insan kırıkları

gider secdeye kapanırdım

yatağını değiştiremiyeceğim aşikârdı

belki kaynağını

ansızın haykırarak kuruturum diyerekten

bendeki bu alâşık akıntının

önüme çıkan ilk tümsekte

çıkar bağırırdım, kolayıma da gelirdi

bana

çarpık bir kent görüntüsü veren etken neydi

nerede yansıyıp duruyordu dimağıma

bir bilseydim, görseydim bir kere

aleme ibret diye, kendi heykelimi

kendi ellerimle kırardım

sakıt kalmış bir merakla

ben binince köpekçe soluyan şehirlere sarkar

fırsat buldukça iner

içten içe pörsümüş köyler yoklardım

rastlaşmadık hiç bir yerde

adını taşıdığım

iklime

hep aynı sesten muzdariptim:

yerinde kal! kıpırdama! arama boşuna

gidenlerin dönmediği -o göğüslerin

şerh edildiği vadiye- erişmek ne haddine

pişman olmak değil de bu, içerlemekse bile

benimde tüm açıklarımı kapatan

rölâtif hıçkırıklarım olmalıydı

hangi suçun cezasıdır bileydim ya Rabb’i

hep ağlamaklı kaldım, ağlayamadım

veyl, farkına vardıkça daha bir oburlaşıp

ağırlığıyla omuzlarıma gömülen anlama

hâşâ, bana bir şey mi düşürdün

peygamberlik iddiâsından

ayıplanıyorum taşlanarak

ne düşecek, onu da bilmiyorum, bilmiyorum

kaldı mı farkı, kendime kayırdıklarımın

partal bir dilencinin münzevi soluğundan

ey rüzgârın başaklara fısıldadığı sır

ey güneşi suyu toprağı kendisinde harmanlayan

yeniden imlensin diye gökyüzü

kapansın artık

kuş cesetlerinden renk pınarı gözlerim

atilla akın




Powered by Aykırı Edebiyat | Aykırı Edebiyat tarafından yapılmıştır.