“Küskün” Gitti

“Küskün” Gitti…


 


Ona her baktığımda, 13. yüzyılın dervişane ruhunu, 20. yüzyılın entelektüel duruşuyla, kaygısıyla, sorumluluğuyla harmanlayan birini gördüm. Onunla her sohbetimde, söylemek istediğim şeylerin eksik kaldığını; alçak gönüllüğü ve nezaketi karşısında ezildiğimi hissettim. Güneş gibiydi; sıcaklığında ısınıyor, ışığında aydınlanıyor lakin bir türlü ona dokunamıyordum. Her daim kendisi ile birlikte yürüyen “Kaygı”yı görmemek için kör olmak gerekti. Üretmenin, paylaşmanın, vermenin, hissetmenin, yaşamanın, iyi ve güzeli ortaya çıkarmanın kaygısı… Sanki “Dert”ten, dert edinmekten örülmüş bir beden!


 


Bu satırları okumuş olsaydı mahcubiyetle “Abartmışsın abi!” derdi hiç şüphesiz. Bırak da abartayım üstat! İnsanın adamlığının mesleğiyle, şahsiyetinin otomobilinin markasıyla ve evinin metrekaresi ile ölçüldüğü bir dünyada abartacak birini bulmak ne kadar zor biliyor musun? (Biliyor musun lafın gelişi) Sıfatlandırma basit: evi olanlar, arabası olanlar, evi arabası olanlar, evi arabası en iyi olanlar vs. vs. “Yüreği olanlar mı?” Ne diyorsun sen hocam ya! Madem sen sıfatlandıramadıklarımızdansın Ürdün’e kadar yolun var. Dersin, ders saat ücretinden daha değerli olmadığı yerde, kime ders vermeye kalkıyorsun?


 


İtiraf etmeliyim O benim için çok şey yaptı ben onun için hiçbir şey… Metah oldu, Ahmet oldu; her zaman tevazu sahibi bir dost oldu. Bir örnek: Son kitabımın editörlüğünü yaptı, önsözünü döktürdü, tanıtım yazısı yazdı. Bense 6196 dizeyi, bir tarihi yapıyı her noktasının üzerinde durarak restore eden usta gayretiyle, ortaya çıkardığı eseri “Leyla ve Mecnun” için tek kelime edemedim. Her kelimesini, maharetli bir elin işlediği dantel gibi bıkmadan usanmadan işlemişti. Fuzuli’nin bu ünlü manzum eserini, ölçüsünü ve uyağını bozmadan günümüz Türkçesine çevirmek ve edebiyat dünyamıza kazandırmak çok takdir edilesi bir çalışmadır. Büyük bir sabrın ve özverinin ürünü. Sadece bu mu? Öğrencilerin için kendini paralaman, Türkçe için çırpınman… Burada da “İyilikler karşılıklı mı abi ya!” derdi. İyi ya dostum o karşılıksızı bir de ben yapabilseydim. Dedim ya bir yanım hep eksik kaldı, hep sığ… 


 


Bak sen gittin, şehir daha soğuk ve daha ışıksız. Biliyorum sayın seyirciler “Kış geliyor ondan,” diyorsunuz ama benim bahsettiğim soğuk o soğuk değil, o perdeden değil serencamım! Beni sokaklar anlar, duvarlar anlar, hüzünlü karanlığını gündüzün üzerine çeken gece anlar, Şehit Kamil’in yeşil demir kapısı, taş basamakları anlar, insanlar da anlar(dı). Beyinler ne zaman iğdiş edilmeye başladı bilen var mı? Şehirler kış geldi diye üşümezler…


 


“Küskün” gittin ama küsüp gitmedin biliyorum. Lakin Ereğli biraz daha soluksuz, biraz daha anlamsız gibi ve biraz da küsmüş gibi.


 


Biliyorum bu yazı karmaşık oldu; aynen sen giderken hissettiğim duygular gibi…


 


murat koçak



4 Adet cevap to ““Küskün” Gitti”

  1. mth diyor ki:

    Teşekkür ederim sevgili kardeşim…

  2. muratk diyor ki:

    Eyvallah…

    Gittiğin yerde ses getiriyorsun üstad, vize de kalktı baksana:)

  3. aykırı diyor ki:

    Hehehe.. Bakarsın Osmanlı ruhu da gelir yeniden… ;)

  4. muratk diyor ki:

    Önce bi torunlarına gelse…:)

Bir cevap bırak




Powered by Aykırı Edebiyat | Aykırı Edebiyat tarafından yapılmıştır.