Üç Numara

üç numara

 

 

Biz: Saçlarımı kestireceğim usta.

Usta: Geç otur şöyle bakim!

Biz: Olur usta.

Usta: Olum tak üç numarayı makineye.

Çırak: Hazır usta…

Biz: Ben şöyle fiyakalı, on numara bir tıraş istiyorum. (mırıltı şeklinde)

Usta: Bir şey mi dedin!?

Biz: Yok usta…

Makine: Gırç gırç gırç…

     

   Biz, büyük bir suç işlemiş gibi boynu bükük ve mahcup girerdik berber dükkânına, kurbanlık koyunlar gibi uzatırdık başlarımızı. Annemiz-babamız nasıl tıraş olmamız gerektiğini tembihlemezlerdi, berber sormazdı, biz söyleyemezdik! Çünkü bir çocuğun, saçlarını nasıl kestireceği belliydi ve anayasanın ilk üç maddesi gibi değişmezdi: üç numara!

Makine: Gırç gırç gırç…

 

         Hep on numara roller istediler bizden; büyük adam olmamızı, okumamızı istediler. Oysa kalıplarımızı üç numara dökmüşlerdi. Konuşma, cevap verme, soru sorma, büyüklerine karşı gelme, gülme, koşma, oynama… İspirto ve yakılmış tüy karışımı kendine has kokusu ile birer ikna odasıydı berber dükkânları. İkna edenin konuşma gereği duymadığı, ikna edilenin sesinin çıkmadığı ikna odaları.

Makine: Gırç gırç gırç…

 

         Geçtiği yere yağ lekeleri bırakan tıraş makinesi, kestiği kadar yolarak saçlarımızı ilerlerdi kuytularımıza, ücralarımıza. Berber saçımızın ortasından bir iki gittikten sonra, ayçiçeği tarlasından biçerdöver geçmiş gibi duran başımızı işaret ederek “Böyle bırakayım mı len? Bak nasıl yakışıklı oldun(!)”  diye kaç bininci kez yaptığı şakayı tekrarlardı. Biz gülmezdik. “Ölümü görenin sıtmaya razı olması,” gibi ustanın bizi öyle bırakmamasını, üç numaraya devam etmesini isterdik. İsterdik ama onu da söyleyemezdik. Bu acımasız saldırı, iyice pustururdu, sindirirdi bizi. Üç numara bile bol gelmeye başlardı ufkumuza…

 

Makine: Gırç gırç gırç…

      

  Kimliğimizi bırakarak berber dükkânında, biraz sonra ürkek adımlarla çıkacaktık sokağa. Boynumuz yere bükülmüş olduğundan “Kabak kafa, çek lan kelleni gözümü alıyor!” gibi sataşmaları ve enseye şaklatılan tokatları umursamazdık. Ama umursardık Leyla’yı. Hani şu Leyla var ya! Hiç kimseye söylemediğimiz ve hepimizin var olan Leylası. Onun için değiştirirdik yolumuzu, onun için birkaç gün görünmezdik ortalarda. Aynaya her bakışımızda çapımızı öğrenir, utanırdık kendimizden. Büyüklerimiz beğenirdi ama “Hah şöyle adama benzedin,” derlerdi.

 

Makine: Gırç gırç gırç…

Usta: Hah şöyle adama benzedin. Anana özenmeyecen babana özenecen!

Biz: Usta sana on numara küfür etmek isterdim, ama ne yaparsın kalıbımı döktünüz üç numara! (Tabiî ki mırıltı şeklinde)

Usta: Bir şey mi dedin?

Biz: Yok usta…                                          

 

murat koçak  



Bir cevap to “Üç Numara”

  1. E diyor ki:

    sadece saçlarımızı traş etseler iyi… beraberinde hayallerimiz de budanmıyor mu tel tel…

Bir cevap bırak




Powered by Aykırı Edebiyat | Aykırı Edebiyat tarafından yapılmıştır.