Üç Şey

üç şey

Bir tırtılken kendi ördüğüm kozamda uykuya çekilmiş, kelebek olduğum halde dışarı çıkmazken ve kabullenmişken o kozayı ( en azından kabullenmiş taklidini çok ustaca yaparken) sen bir ışık tuttun kozama, bak dedin..

Bak kelebek, dışarıda; senin kabullenip uyukladığın o küçük ve karanlık kozanın dışında başka bir hayat daha var… ve bu hayat öyle büyük bir gökyüzü armağan ediyor ki sana, o kozanın içinde ömür geçirmek zorunda değilsin…

Önceleri ışık gözümü aldığından pek bir şey göremedimse de kozanın bir kenarından şöyle başımı uzatıp baktığımda gördüğüm gökyüzünde kaldı aklım…

Mavin çağırdı hep, ben gelemezdim oysa… gelemeyeceğimi bildiği halde çağırmaya devam etti mavin… menekşe moru gözlerimden süzülenleri görse yapmazdı bu daveti. Bilemezdin…

Bilemezdin gökyüzüne her bakıp da iç çekişimde kanatlarımdan bir zerrenin döküldüğünü… bilemezdin yüzünün ışığının gözümü aldığında aklıma gökyüzünün geldiğini…

Ben bu kozayı öreli kaç yıl oldu saymadım… merak da etmiyorum doğrusu… ama kelebek olarak uyandığımdan bu yana bir günden fazla geçtiğini biliyorum…

Üç şey yalanmış anladım:

Kar yağınca hava soğuk olmaz derler, oysa kar yağmasa da kozam olduğu halde hatta, neden üşüyorum?

Havanın olmadığı yer boşluktur, ve boşlukta çekim olmadığından asılı kalır cisimler derler… peki ben nefes alamadığım bu boşlukta neden düşüyorum?

Kelebeklerin ömrü bir günse; bu soğuk, bu boş kozada neden hala yaşıyorum?

efsun emel canpolat



Bir cevap to “Üç Şey”

  1. MeHtaP diyor ki:

    Gerçekten çok içten…. Tebrikler… Lütfen hep yazın.

Bir cevap bırak




Powered by Aykırı Edebiyat | Aykırı Edebiyat tarafından yapılmıştır.