fark
Gördüğümde onu ilk, tam da bu cümlenin düz halini kafamda kurguluyordum. Ancak bunun sıradan bir giriş olacağına kanaat getirmiş olmalıyım ki, böyle virgüllerle, noktalı virgüllerle bezeli, ne idüğü belirsiz; aklım sıra akıl oyunlarına dayalı, hasbelkader çetrefilli cümlelerle örülü, bir iş yaptığımı sanmama neden olacak, bu cins yola başvurdum.
Gördüm. Gördüm ama fazla uzatmaya gerek yoktu. Daha dün oturup, ucu bucağı belli olmayan, kerameti kendinden menkul bir öykü devşirmiştim. Şimdi hiç gerek yoktu. Üstelik şartlar namüsaitti. Elimde topu topu, üzeri yağ zerrecikleriyle donanmış bir servis peçetesi ve iki ucu açık küçük bir kurşun kalem vardı.
Şimdi bu üçüncü paragrafa geçerken onu ilk gördüğümde aklıma gelen şeyi sizlere söylemeyeceğim. Çünkü bunu söylersem gördüğüm şeyin ne olduğunu da sizlere açık etmiş olurum. Ama bunu istemiyorum. Mesela şimdi palto desem? Cıkk olmaz! Ne gerek var. Şöyle bir son, siz değerli okuyucularımın zihin haritasını daha da bulanıklaştıracak, ben de başarımı görüp ne kadar da anlaşılmaz ne kadar da girift bir kişilik olduğum yönündeki iddialarıma yeni bir delil bulmak hevesinden dört köşe olacağım.
Siz ne derseniz deyin, onun ilk gördüğümde, böyle bir son olacağı aklımın ucundan bile geçmedi. Bu konuda bildiğim tek şey, benim gördüğüm şu şeyin ne olduğunu öğrenip; bunları okumadan önceki halinizle şimdiki ahvaliniz arasında ne gibi bir fark olacağını hiçbir zaman öğrenemeyecek olmamdır.
Elimde olsaydı peçeteyi yırtıp atardım. Ne yazık ki içimdeki müphemiyet dürtüsü yine galip geldi.
Hadi siz kazandınız.
Her şey yedi paragraftan ibaret.
Tıraş
Koltuğa oturdum. Tıraşa başladı. Konuşmadan, emin bir şekilde işini yapıyordu. Sıra enseme geldiğinde yorulan elini dinlendirmek için durdu. İşte tam bu arada, ee niye sormuyorsun? dedim. Neyi, dedi. Nereli olduğumu, ne iş yaptığımı filan dedim. Durdu. Buralısın, X Üniversitesi Y bölümü son sınıf öğrencisisin. Aynı zamanda yüksek lisans hayalin var, dedi. Şaşkındım. Ürkekçe aynadan gözlerinin içine baktım. Tıraşa devam etti. Bitene kadar ne ben bir şey söyledim ne de o.
fatih parlak
aykırı